بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
اِنَّ اللّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُوَن
Namaz kılmak ve büyük günahları
işlememek, ne derece hakikî bir vazife-i insânîyye ve ne kadar
fıtrî, münâsib bir netice-i hilkat-ı beşeriyye olduğunu görmek
istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle:
Seferberlikte, bir taburda, biri
muallem, vazifeperver; diğeri acemi, nefisperver iki asker beraber
bulunuyordu. Vazifeperver nefer, tâlime ve cihâda dikkat eder,
erzak ve tâyinâtını hiç düşünmezdi. Çünki anlamış ki; onu beslemek
ve cihâzâtını vermek, hasta olsa tedâvi etmek, hattâ indelhâce
lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun asıl
vazifesi, tâlim ve cihaddır. Fakat, bâzı erzak ve cihazat
işlerinde işler. Kazan kaynatır, karavanayı yıkar, getirir. Ona
sorulsa:
- Ne yapıyorsun?
- Devletin angaryasını çekiyorum,
der. Demiyor: Nafakam için çalışıyorum.
Diğer şikemperver ve acemi nefer
ise, tâlime ve harbe dikkat etmezdi. “O, devlet işidir. Bana ne.”
derdi. Dâim nafakasını düşünüp onun peşine dolaşır, taburu
terkeder, çarşıya gider, alış-veriş ederdi. Bir gün, muallem
arkadaşı ona dedi:
- Birader, asıl vazifen, tâlim ve
muharebedir. Sen, onun için buraya getirilmişsin. Pâdişaha itimad
et. O, seni aç bırakmaz. O, Onun vazifesidir. Hem sen, âciz ve
fakirsin; her yerde kendini beslettiremezsin. Hem, mücahede ve
seferberlik zamanıdır. Hem, sana âsidir der, ceza verirler. Evet,
iki vazife, peşimizde görünüyor. Biri, pâdişahın vazifesidir:
Bazan biz Onun angaryasını çekeriz ki, bizi beslemektir. Diğeri,
bizim vazifemizdir: Pâdişah bize teshîlat ile yardım eder ki,
tâlim ve harbdir. Acaba o serseri nefer, o mücâhid mualleme kulak
vermezse, ne kadar tehlikede kalır anlarsın!
İşte ey tenbel nefsim! O dalgalı
meydan-ı harb, bu dağdağalı dünya hayatıdır. O taburlara taksim
edilen ordu ise, cem'iyyet-i beşeriyyedir. Ve o tabur ise, şu
asrın Cemâat-ı İslâmiyyesidir. O iki nefer ise, biri: Feraiz-i
dîniyyesini bilen ve işleyen ve kebâiri terk ve günahları
işlememek için nefis ve şeytanla mücahede eden müttaki müslümandır.
Diğeri: Rezzak-ı Hakikî'yi ittiham etmek derecesinde derd-i
maişete dalıp, feraizi terk ve maişet yolunda rastgelen günahları
işleyen fâsık-ı hâsirdir. Ve o tâlim ve tâlimat ise, (başta namaz)
ibâdettir. Ve o harb ise; nefis ve heva, cin ve ins şeytanlarına
karşı mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezîleden kalb ve
ruhunu helâket-i ebediyyeden kurtarmaktır. Ve o iki vazife ise,
birisi: Hayâtı verip beslemektir.
Diğeri: Hayâtı verene ve besleyene
perestiş edip yalvarmaktır. Ona tevekkül edip emniyet etmektir.
Evet, en parlak bir mu'cize-i
san'at-ı Samedâniyye ve bir hârika-i hikmet-i Rabbaniyye olan
hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve idame
eden de odur. Ondan başka olmaz... Delil mi istersin? En zaîf, en
aptal hayvan; en iyi beslenir (Meyve kurtları ve balıklar gibi).
En âciz, en nâzik mahlûk; en iyi rızkı o yer (Çocuklar ve yavrular
gibi).
Evet vasıta-ı rızk-ı helâl,
iktidar ve ihtiyar ile olmadığını; belki, acz ve zaaf ile olduğunu
anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları,
ağaçlar ile hayvanları muvâzene etmek kâfidir. Demek derd-i maişet
için namazını terkeden, o nefere benzer ki: Tâlimi ve siperini
bırakıp, çarşıda dilencilik eder. Fakat namazını kıldıktan sonra
Cenâb-ı Rezzak-ı Kerîm'in matbaha-i rahmetinden tâyinâtını aramak,
başkalara bâr olmamak için bizzât gitmek; güzeldir, mertliktir.. O
dahi bir ibâdettir. Hem insân ibâdet için halk olunduğunu, fıtratı
ve cihazât-ı mânevîyyesi gösteriyor. Zira hayat-ı dünyeviyyesine
lâzım olan amel ve iktidar cihetinde en edna bir serçe kuşuna
yetişmez.. Fakat hayat-ı mânevîyye ve uhreviyyesine lâzım olan
ilim ve iftikar ile tazarru ve ibâdet cihetinde hayvanâtın sultanı
ve kumandanı hükmündedir.
Demek ey nefsim! Eğer hayat-ı
dünyeviyyeyi gaye-i maksad yapsan ve ona daim çalışsan, en edna
bir serçe kuşunun bir neferi hükmünde olursun. Eğer hayat-ı
uhreviyyeyi gaye-i maksad yapsan ve şu hayatı dahi ona vesile ve
mezraa etsen ve ona göre çalışsan; o vakit hayvanâtın büyük bir
kumandanı hükmünde ve şu dünyada Cenâb-ı Hakk'ın nazlı ve niyazdar
bir abdi, mükerrem ve muhterem bir misafiri olursun.
İşte sana iki yol, istediğini
intihab edebilirsin.. Hidâyet ve tevfikı Erhamürrâhimîn'den
iste...
* * *